İlk Aşk Joyce Carol Oates

Kara yılan. Ona yakınlık duy! Kurşun renkli çatı padavrası olan büyük evin arkasında. Aşağıda parıldayan, Cassadaga Nehrine eğimlenen bataklığa doğru. Ransomville’deki ilk sabahın; sıkı, yabancı yatağından kayıyorsun, hızla giyiniyorsun ve kapanan ırmağı görmek isteğiyle evden ayrılıyorsun. Alnındaki güneş uyarıcı bir tokat gibi parlıyor ve saat henüz sabahın sekizi bile değil. Koş, koş! Ayakların süngerimsi toprakta gömü-lürcesine. Her tarafta kuşların, iri kurbağaların, ağustosböceklerinin heyecanlı sesleri. Tepenin dibinde biri bataklığa kalas döşemiş; üzerlerinde yürümenin güvenli olup olmadığını düşünüyorsun; öyle haraplar ki.

Korku iyidir, korku normaldir. Korku senin hayatını kurtaracak.

Bunu sana kim, hangi yetişkin söyledi, annen mi, baban mı yoksa henüz belirmemiş Jared Jr. mı?

Bambu olduklarını öğreneceğin dağınık bir grup kabuksuz ağaç arasından, nehir sabah güneşi altında şişe yeşili gibi parlıyor. Işığı parçalanmış camlar gibi yansıtıyor. Nehir ne yöne akıyor, hangi yön kuzey? Oriskanky Gölü ne tarafta? Yüzlerce mil uzakta.

Nehrin uzak kıyısında tül gibi bir sis var. Evlerin ve binaların sırtları ağaçlar ve orman tarafından neredeyse kapatılmış durumda. Yavaşça bataklığa giriyorsun. Kalasların üzerinde yürümek gibi tuhaf bir his bu; bataklık canlı, koyu nemli toprak çevreye hafif kabarcıklı bir ses yayıyor. Cassadaga güzel bir nehirdir, demişti annen. Oraya gidip izleyeceğiz.

Annenden, kaderine doğru bir yolculuğa çıkabileceğin inancını alacaksın, ismi yazgı olan haritada kaplayabileceğin bir yer var. Yeter ki oraya var. Yeter ki çok geç olmasın. Yeter ki kimse seni engellemesin.

Bataklığın hemen içinde, büyük su kamışlarının, sazların, bambu saplarının başının üzerinde yükseldiği yerde, onu görüyorsun, hızla ve kavislerle ilerleyen kara bir şey. Boylu boyunca -S şeklinde- parıltılar saçan, yağ karası renginde bir şey. Bir yılan! Kolun kadar uzun. Yukarı kalkmış kürek şeklinde öfkeli bir başın, parlak sarı gözle-rm farkına varıyorsun. Üzerinde durduğun kalasın karşısında sürünüyor, yalnızca üç adım ötende, sen ise çığlık bile atamayacak bir katılıkta, donup kalmış bir halde seyrediyorsun. Birçok kereler küçük yılanlar görmüştün, çimen yılanlarını tanıyordun fakat bu yılan! Berbat gözleri sana kilitlenmiş durumda.

Bir an sonra, kayboluyor.

Hemen dönüyorsun, endişeye kapıldın ve koşuyorsun. Yüzünde bir sivrisinek akını hissediyor ve öfkeyle haykırıyorsun, “Ah! Ah!” kör ve çaresiz bir küçük çocuk gibi tepeyi geri koşuyorsun, büyük teyzenin evine doğru; bu açıdan daha önce hiç görmemiş olduğun ev sana çok farklı görünüyor, havanın etkisiyle aşınmış ve pespaye bir görünümü var, saygınlıklarını koruyan bütün eski evler gibi küskün bir durumda ve sen rahatsızlık verici bir rüyadan bir İkincisine uyanırmış gibi, nerede olduğunu bilmezmiş gibi şaşkınsın, çok duygulanmışsın ve nefessiz, terliyorsun, eve varmışsın, annen seni kucaklamak için yola çıkmış. “Ne oldu sana, Josie? Ne oldu?” Annen soruyor ve sen ona titreyen kollarını açarak uzun kara yılanı anlatıyorsun, en az üç adım boyundaydı ve sanki sana bakıyordu, sanki onu tanıyordun ve annen gülümsüyor ve serin elleriyle, dağılmış saçlarını tarıyor. “Sahiden mi?”


Bir önceki PDF olan Uyuyan Adam Georges Perec başlıklı kitabı da okumanızı öneririz.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kitaplar, İnternet ortamından bulunup Epub pdf arşivi olarak yayınlanıyor. Yandex E kitap indir
pdf kitap indir